Ana içeriğe atla

İşte Size Sevilmeyen Öğrenci Tipi ! ( Paslı Tenekeler )

İçerisinde bir kere anaokulundan , defalarca da ilkokul birinci sınıftan kaçma maceralarımın bulunduğu okuma sürecim sonunda bitti.
Aslında üniversite bazından lisans eğitimim bitti diyebiliriz. Fakat genel manada eğitim sisteminde karşılaştığım bir sorundan sizlere bahsetmeliyim.
Her üniversiteli gibi ben de ilk yıllarda “amaaan daha 4 sene var illaki biter” psikolojisine  girerek çok fazla sallamamıştım.
Zaten ilk yıl hazırlık okuduğum için sallamalık bir durumda yoktu.  Daha sonra işler değişti, “Öss’ye bu kadar çalışsaydım daha iyi yerlerde olurdum” dediğim onlarca an oldu, fakat yine liseye koysalar yine çalışmayız çünkü bu böyledir.

Doğanın kanunu bu.

Böyle olması gerekmiş, olmuş.

Gel gelelim okuduk ve bir şekilde bitirdik veya bitireceğiz.
Fakat can sıkan bir durum var, bizlerle birlikte, önce veya sonra mezun olan teneke topluluğu.
 Okuyan ya da okuduğunu zanneden minik, paslı ve boş tenekeler.

Sakın yanlış anlamayın bunlar tembel, not ortalaması yerlerde, okumayan veya okulu takmayan kişiler değil.
Aksine sınıfın en yüksek notlarını alan, her soruya mükemmel cevap veren, notlarını tutan ve en önden ders dinleyen tipler.

Ama benim gözümde ve eminim genel olarak herkes için birer paslı tenekeler.
Boş teneke diyemiyorum çünkü dolular ama kullanılamazlar, malum,  paslılar çünkü.
Şimdi bu yazıyı okuyan herkes sınıfındaki o karakteri karşısına alsın.
Ve sorsun neden? Aslında bunu o kişiye değil sisteme sorsun? Neden?
Bu asosyallik neden? İnsanlardan bu kaçış neden?  Bu hal neden?
Farklıları da var mesela her dersi  AA olup benden sosyalleri de var, bakın onlarda bu listede değil benim listemdekiler “birey” olmayı reddedenler.
Şimdi bu kişilere sesleniyorum.
Korkmayın, fikirlerinizi söylemekten korkmayın, sadece ellerinize verdikleri slayttan ezberleyerek bu hayatta başarı elde edemeyeceksiniz bunu görün artık. 
Peki bu aşikarken neden sistem bu insanlara tapıyor?

Mesela benim ulaşmak istediğim bir hedefim var, hoca olmak yani üniversitede kalmak.
Bu zorlu yolda ders notu ortalaması, ales, yds gibi birçok farklı alanda çalışıp başarı elde etmem gerek. Bu alanlarda başarılı olan birçok kişide o bahsettiğimiz dolu fakat paslı tenekeler.
 Peki o insanlar diyelim ki sosyal fakat o kadar da başarılı olmayan belki içinde benimde bulunduğum öğrenci  grubunu geçerek “ hoca “ olmayı başarırlarsa ne olur? Söyleyeyim, yeni paslı tenekeler hayat bulur.
Okulda sık sık duyduğumuz  bir laf vardır “ çocuklar dinleyin burayı! “ ve ben bunu duyunca hep şunu söylerim;
 “dinlettirebilirsen dinlerler.” 

Kendini ifade edemeyen, ders anlatmayı sadece öğrendiği bilgileri birebir aktarmak olarak gören bireyler ancak kendileri gibi bireyler yetiştirirler. Ve sanırım ben, paslı tenekeler bir nebze azalsın diye hoca olmak istiyorum .
Çünkü üniversite hayatım boyunca dersime iki kelimeyi bir araya getiremeyen, ders vermeyi değil okuduğunu aktarmayı amaç edinmiş birçok hoca girdi.

Aynı zamanda hayalimde olmak istediğim gibi türdeki çok hoca girdi ve ben bu şansı değerlendirip onların geleneğini sürdürmek istiyorum.
Bazen bir film tavsiyesi, bir kitap önerisi, özlü bir söz bile onlarca sayfadan daha etkili olabilir.
Buna inanın.

Eğer 100 kişilik işletme bölümünde “enflasyon nedir?” sorusunun cevabını veren öğrenci sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor ise ilk olarak sistemi, daha sonra da bu soruya neden cevap veremedim diye kendinizi sorgulamanız gerekir.
Çünkü öğrenilmiş bilgiyi başkasından alarak bununla yetinmek basite kaçmaktır.
Fakat kendini geliştirmek için araştırmak, dinlemek ve izlemek sizi paslanmaktan kurtarır.
Paslanmaktan kurtaran, öğreten ''Öğretmenler'' kıymet bilinmesi gereken insanlardır.

Ve bu paslı öğrenci modeli evresi aslında aşama-aşama ilerler, şimdi size paslı bir beynin kurabileceği örnek cümleleri göstereyim.  Hatta kendi duyduklarımdan bahsedeyim.  Affınıza sığınıp biraz genel bir cevap vereyim.      

  1- Yaaa sende sabahtan akşama kadar oyun oynuyorsun, para da vermiyorlar neden oynuyorsun ki ?
Mesela bu benim en çok duyduğum cümledir, şimdi ben genelde bana bunu soranlara diyorum ki evdeyken ders çalışmıyorsan sen ne yapıyorsun. Aldığım cevabı söylüyorum .  
-“Hiiiç.”
Sanki bana Nihilizmin kurucusu pezevenk. Hiçmiş. E kardeşim sen daha ne yaptığını bile bilmez haldeyken ben oyun oynuyorum. Ulan hiç bir şey kazandırmasa bile eğleniyorum. Kaldı ki çok şey kazandım.
( Örneğin : Valiant Herats The Great War . 1. Dünya savaşını ders kitaplarından daha iyi anlatır 
tavsiye ederim. )

2-    Yaaa sende sürekli şiir, kitap sözleri paylaşıyorsun kimse okumuyor ki? Ayrıca onları okuyana kadar ders çalışsan daha iyi.
Bak şimdi paslı. Paylaştıklarımı birinin okuması veya okumaması benim umurumda değil. Kaldı ki ben kimlerin ilgili olup ta o paylaşımlara göz attığını biliyorum. Sen kendin okumadığın için herkesi kendin gibi sığır zannediyorsun.  Şimdi evine git ve arka sokaklar özet bölümünü ana haberden önce izlemeye devam et.

3-      Yaaa çizgi roman okumak nedir, süper kahraman figürü toplamak nedir? Ona vereceğin parayı daha iyi bir şeye harcasana.
Mesela bu cümleyi kuranların çoğu da sigara içmekte. E kardeşim yani ben sana sigara niye içiyorsun o parayı daha iyi bir yere harca demezken sen benim koleksiyon merakıma niye karşı çıkarsın?

Gibi.. gibi… gibi..

Örnekler uzar gider. Uzun lafın kısasını söylemek gerekirse. Bireysel gelişimini tamamlamadan küresel değişim nutukları atan insanlarla dolu şu dünyada bir nebze olsun paslanmaya karşı paslılara karşı mücadele edin.
Mücadele eden insanları örnek alın ve en azından onlar için mücadele edin.

Sistemin tek tipleştirmesine kendi başınıza da olsa direnin.
Çünkü inanın bana, eğer böyle giderse……


Okuduğunuz için teşekkürler, sonra ki yazıda görüşmek üzere. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yaşar Kemal'in Teneke İsimli Tiyatro Oyunu / İnceleme

Evet sevgili dostlar bugün sizlere bir oyun incelemesi yazmak istedim, keyifli okumalar ; Oyun aynı isimli romandan uyarlanmış ve romanın yazarı asıl adı Kemal Sadık Gökçeli olan Yaşar Kemal’dir. Ailesinin Birinci Dünya Savaşı’ndaki Rus işgali yüzünden  Van’dan sürülmesiyle 1926 yılında Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde doğmuştur.  1943 yılında ilk kitabını yayımlayan Yaşar Kemal incelememize konu olan Teneke eserini 1955 yılında kaleme almış, 1965 yılında oyunlaştırmıştır. 1966'da İlhan İskender Armağanı ile Ankara Sanatseverler Derneği Ödülü'nü kazandırmıştır.                                     Teneke romanı aynı zamanda yazara esin kaynağı olan, hayatının büyük bir bölümünü geçirdiği Adana’da geçmektedir. Çiftçi olan babasını henüz beş yaşındayken kaybeden ve bir kaza sonucu yine o yaşlarda bir gözünü kaybeden Yaşar Kemal ailesine yardım etmek için Adana’da pamuk çiftliklerinde ırga...

ÖLÜMSÜZLÜĞÜ BULAN ADAM !

Bugün sizlere Isaac Christin Novak'ın hikayesinde bahsedeceğim.  Dünyaya geldikten hemen sonra bebekler ağlamaya başlarlar, ya bu dünyanın nasıl boktan olduklarını bildikleri içindir ya da doğar doğmaz yavaş yavaş ölmeye başladıkları için. Bir süre sonra bu fikre alışarak ağlamaları kesilir fakat herkes bu fikre alışmaz ve ölmemek üzere yaşamaya başlar. İnsan bilimsel olarak kalbi durduğu zaman ölür fakat asıl ölüm ismini son bilen, seni son hatırlayan kişi dünyadan gittiğinde olur. O zaman bu dünyaya hiç gelmemiş olursun, çünkü kimsenin seni hatırlamaması senin var olmadığına bir kanıttır. Sanatçılar ve siyasiler çoğunlukla bu açığı kapatırlar, çünkü onlar kolay kolay unutulmazlar ve ölümsüzlüğü bir nebze gerçekleştirirler. Peki ya gerçekten ölümsüz olmak mümkün mü? Binlerce yıldır insanlar bunun araştırmasını yaptılar, dünya üzerinde inanılan neredeyse bütün dinler ölümden sonra tekrar yaşamın olacağını söylerler fakat bulunduğumuz dünyada ölümsüzlüğün...

Devam Et Yurttaş !

Buz gibi toprak ayaklarına değdikçe irkildi ama aynı doğrultuda durmadan rahatlıyordu. Bir toprak neden bu kadar soğuk olur diye düşündü, nasıl olabileceğini bildiği için nedenleri sorgulamaya başlamıştı. 2 sene önce kardeşinin dakikalarca çırpınarak can verdiği topraktı bu, sıcak olmasını bekleyemezdi, buz gibi soğuktu toprak o bedeninin üstünde can verişine kızmış gibi ısınmayı reddediyordu. Sadece bir kısmı hariç. Kardeşinin kanının aktığı o bölge, sanki alev alev, cehennem ateşinden farksız bir şekilde yakıyordu ayaklarını. Belki buz gibi olmayı toprak istemiyordu, toprağın bütün sıcaklığını oraya çeken o kandan dolayı öyleydi, bilmiyordu. 14 yaşında bir çocuk öldü bu topraklarda, öldürüldü, can verdi, canı alındı. Nasıl olduğunu biliyordu, nedenini sorguladı yine. Neden? Sorgulama bile yapılmamıştı, bir tek bakışta suçu sabit görüldü ve öldürüldü. Daha fazla düşünmesine engel olan kol saatinin çalması oldu, yaklaşık 10 ay önce yürürlü...