Ana içeriğe atla

Başlangıç için birkaç cümle.

Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya demiş Nazım. Ona sorarsanız lafı bile edilmez mikroskobik bir zaman, bana sorarsanız on koca yılı ömrümün. 
O geçirdiği zor günler için bunu söylemişse de aslında hepimiz bazen kafamızı yastığa koyduğumuzda buna paralel düşüncelere boğuluyoruz. 

Kendi kendine '' ulan şu yaşa geldim elle tutulur, gözle görülür, anne tarafından komşu çocuğundan üstün tutulur ne yaptım ? '' diye soran milyonlarca genç var.  Onlara üzülerek söylüyorum -ki bu üzüntüm tamamen bu psikolojinin yoğun şekilde yaşanmasından ötürüdür- yalnız değilsiniz, kendime de sevinerek diyorum ki yalnız değilim.

Ulan başlangıç yazısı böyle mi olur sanırım devamını getiremeyeceğim ben gidiyorum demeden önce biraz daha okuyun, çünkü bu yazı belki de yıllar sonra bende okuduğumda “ulan amma saçmalamışım” diyeceğim bir yazı olduğu için tarihe tanıklık etme fırsatını kaçırmayın. 

Demem o ki bende kendi kendime sizle aynı düşünceyi paylaşırken önce dedim ki tiyatro yapayım, yaptım.
Yaklaşık hayatımın 11 yılını tiyatroya amatör şekilde adadım sonra olmadığını farkettim, yani 11 yılın sonunda mı farkettin birader derseniz ki dersiniz. Evet. 11 yıl sonra farkettim ve başka mecralara yönelmek istedim.

Gittim youtube kanalı açtım kısa film çektim. Evet. Tutmadı. Hatta o kadar tutmadı ki çoğu filmimi ( ki 5 tane var ) sildim.

Bende en sonunda hayatımda önem arz eden bir arkadaşıma da danıştıktan sonra blog açıp orada hunharca yazmaya karar verdim.  Çünkü burada kural yok, bu yazdıklarımı ömrümün sonuna kadar belki de sadece ben okumuş olacağım, eee fena mı ? 0 risk.
Aslında fena , istiyorum ki birileri yazdıklarımı okusun birileri fikirlerimi öğrensin, ya o fikirlere bir şeyler eklesin ya da o fikirleri değiştirsin.
Umarım olur, umarım okursunuz. Eğer şimdiden buraya kadar okuduysanız bana ulaşın teşekkür edeyim.

Başlangıç yazımın kapanışını yapmadan, hani o nazımın dizelerinde bahsettiği “dünyaaağğğ için küçük amaaa biziiiiimmm içinnn kocaaaa yıllarımız” var ya… çok benciliz.. Nazım nasıl devam etmiş biliyor musunuz?

 “ -Bir kurşun kalemim vardı, ben içeri düştüğüm sene 
Bir haftada yaza yaza tükeniverdi
Ona sorarsanız: ’Bütün bir hayat...’
Bana sorarsanız: ‘Adam sende bir hafta...”


Bakış açımız önemli, önemli olan komşu çocuğunun yapamadıklarını görmek. 

Yorumlar

  1. İlk yazıya göre şahane olmuş. Devamı ne zaman geliyor?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuzu geç görüp cevapladığım için kusuruma bakmayın, devamını en kısa sürede yayınlayacağım ilginize teşekkürler :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yaşar Kemal'in Teneke İsimli Tiyatro Oyunu / İnceleme

Evet sevgili dostlar bugün sizlere bir oyun incelemesi yazmak istedim, keyifli okumalar ; Oyun aynı isimli romandan uyarlanmış ve romanın yazarı asıl adı Kemal Sadık Gökçeli olan Yaşar Kemal’dir. Ailesinin Birinci Dünya Savaşı’ndaki Rus işgali yüzünden  Van’dan sürülmesiyle 1926 yılında Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde doğmuştur.  1943 yılında ilk kitabını yayımlayan Yaşar Kemal incelememize konu olan Teneke eserini 1955 yılında kaleme almış, 1965 yılında oyunlaştırmıştır. 1966'da İlhan İskender Armağanı ile Ankara Sanatseverler Derneği Ödülü'nü kazandırmıştır.                                     Teneke romanı aynı zamanda yazara esin kaynağı olan, hayatının büyük bir bölümünü geçirdiği Adana’da geçmektedir. Çiftçi olan babasını henüz beş yaşındayken kaybeden ve bir kaza sonucu yine o yaşlarda bir gözünü kaybeden Yaşar Kemal ailesine yardım etmek için Adana’da pamuk çiftliklerinde ırga...

ÖLÜMSÜZLÜĞÜ BULAN ADAM !

Bugün sizlere Isaac Christin Novak'ın hikayesinde bahsedeceğim.  Dünyaya geldikten hemen sonra bebekler ağlamaya başlarlar, ya bu dünyanın nasıl boktan olduklarını bildikleri içindir ya da doğar doğmaz yavaş yavaş ölmeye başladıkları için. Bir süre sonra bu fikre alışarak ağlamaları kesilir fakat herkes bu fikre alışmaz ve ölmemek üzere yaşamaya başlar. İnsan bilimsel olarak kalbi durduğu zaman ölür fakat asıl ölüm ismini son bilen, seni son hatırlayan kişi dünyadan gittiğinde olur. O zaman bu dünyaya hiç gelmemiş olursun, çünkü kimsenin seni hatırlamaması senin var olmadığına bir kanıttır. Sanatçılar ve siyasiler çoğunlukla bu açığı kapatırlar, çünkü onlar kolay kolay unutulmazlar ve ölümsüzlüğü bir nebze gerçekleştirirler. Peki ya gerçekten ölümsüz olmak mümkün mü? Binlerce yıldır insanlar bunun araştırmasını yaptılar, dünya üzerinde inanılan neredeyse bütün dinler ölümden sonra tekrar yaşamın olacağını söylerler fakat bulunduğumuz dünyada ölümsüzlüğün...

Devam Et Yurttaş !

Buz gibi toprak ayaklarına değdikçe irkildi ama aynı doğrultuda durmadan rahatlıyordu. Bir toprak neden bu kadar soğuk olur diye düşündü, nasıl olabileceğini bildiği için nedenleri sorgulamaya başlamıştı. 2 sene önce kardeşinin dakikalarca çırpınarak can verdiği topraktı bu, sıcak olmasını bekleyemezdi, buz gibi soğuktu toprak o bedeninin üstünde can verişine kızmış gibi ısınmayı reddediyordu. Sadece bir kısmı hariç. Kardeşinin kanının aktığı o bölge, sanki alev alev, cehennem ateşinden farksız bir şekilde yakıyordu ayaklarını. Belki buz gibi olmayı toprak istemiyordu, toprağın bütün sıcaklığını oraya çeken o kandan dolayı öyleydi, bilmiyordu. 14 yaşında bir çocuk öldü bu topraklarda, öldürüldü, can verdi, canı alındı. Nasıl olduğunu biliyordu, nedenini sorguladı yine. Neden? Sorgulama bile yapılmamıştı, bir tek bakışta suçu sabit görüldü ve öldürüldü. Daha fazla düşünmesine engel olan kol saatinin çalması oldu, yaklaşık 10 ay önce yürürlü...